8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü konuştuğumuz bu özel röportajda, Lider Yaratıcı Katılımcılar Derneği kurucusu Gülçin Güloğlu, kadınların iş dünyasındaki güçlü duruşunu, sürdürülebilirlik alanındaki vizyonunu ve toplumsal cinsiyet eşitliği için verdiği mücadeleyi paylaşıyor.
İzmir'de son dakika TV'den hepinize merhabalar, ben Pelin Çini. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü için hazırladığımız röportaj serisinde bugün konuğum sevgili Gülçin Güloğlu. Hoş geldiniz Gülçin Hanım..
"Hoş buldum."
Şimdi 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dediğimde bu böyle çok uzun, çok ağır bir cümle, çok da kıymetli bir gün bana sorarsanız. Naçizane sadece bir günde kalmaması gereken çok ağır bir anlamı var. Biraz bundan bahsedelim. Siz nasıl hissediyorsunuz bu konuyla ilgili? Aynı fikirde miyiz?
"Kesinlikle aynı fikirdeyiz. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü tek bir günle kutlanmamalı. Zaten belki bilmeyenler vardır aranızda. Biraz tarihçesinden bahsetmek istiyorum. 1857 Yılında dokuma işçisi kadınların hakları ve çalışma saatlerinin çok uzun sürmesi dolayısıyla yaptıkları bir grev sonucunda 120 tane kadın işçinin fabrikanın ve çıkan bir yangın sonucunda yanarak can verdikleri bir gün 8 Mart. 1910 senesinde yine kadınların eşit çalışma haklarına sahip olmak için gerçekleştirdikleri grevden sonra da bu gün Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak anılmaya başlıyor. Tabii ki bir günde anılmak güzel değil, yeterli de değil. Ama biz bunu gerek kendi şahsım adına, gerek şirket olarak, gerek dahil olduğum dernekler nezdinde sık sık gündeme getiriyoruz ve projeler yapmaya devam ediyoruz."
Lider Yaratıcı Katılımcılar Derneği ‘Liyakat’ın kurucularındansınız. Derneğin isminin açılımını inanılmaz sevdim. Burada kadın girişimcilere destek oluyorsunuz. Onlar adına yaptığınız bir sürü proje var. Biraz onlardan bahsedelim, derneğin kuruluş aşamasını da merak ediyorum..
"Biz kendi alanlarında liderlik eden, sosyal sorumluluk projelerinde aktif yer alan 11 kadın olarak yola çıktık. Aklımızda da "Kadınlar için bir şey yapmamız lazım" vardı. Ancak derneğin bir kadın derneği olmadığının altını çizmem lazım çünkü esas amacımız kadınların karşılaştıkları zorlukları erkeklere anlatmak olmalı. Dünya Kadınlar Günü ile alakalı da benim en büyük serzenişim budur. Böyle günlerde biz kadınlar bir araya gelip dertleşebiliriz, sorunlarımızı konuşabiliriz ama esas amaç bir şeylerin değişmesi ise bunu "karşı tarafa" yani erkeklere anlatabilmek, gösterebilmek gerekiyor. Yani dernekte katılımcılar arasında ne kadar çok erkek olursa o kadar amacına hizmet eder. Şuanda da aramızda erkek üyelerimiz var. Erkek profesörler, iş hayatında söz sahibi sanayiciler. Hepsi de kadınların iş hayatında yaşadıkları zorlukları anlamak ve onlara eşit haklar sunmak için mücadelemizde yanımızdalar."
Biraz da sizin kişisel iş yaşantınızdan bahsedelim isterim. Siz bir kadın olarak gayet eril bir sektörde, plastik sektöründesiniz. Başınıza neler geldi? Nerelerde zorlandınız? Nasıl başladı bu macera?
"Öncelikle teşekkür ederim. Ben bir şeyin altını çizmek istiyorum. Ben çok şanslı bir gruptanım. Aile hayatında çok mutlu olmuş bir çocuğum. İş hayatına girerken de sevgili babam Selahattin Güllüoğlu tarafından inanılmaz desteklendiğim bir süreç var. Annem de aynı şekilde. Dokuz Eylül mezunuyum ben. Üniversiteye başladığım sene babam dedi ki "Hadi bakalım kızım, artık yavaş yavaş işe gelmeye başla". Ben de derslerimi geceye aldım gündüz iş akşam okul devam ettim hayatıma. Sonra hayatımın dönüm noktalarından biri gerçekleşti. Yaz tatili oldu. Ben sanıyorum ki yine yazlığa gideceğim. Babam dedi ki ‘Dur bakalım sen artık işe başladın ne tatili?’ ilk başta kafamı duvara vura vura gittim. Tüm arkadaşlarım yaz tatili yapıyor ben çalışıyorum diye tabii ama bir sonraki yaz tatil yapma fikri aklıma bile gelmedi. Bu disiplini de babam sayesinde edindim. Başta söylediğim gibi ben şanslı kesimdenim. "
Sizinle alakalı aldığım notlarda "kademe kademe ilerlemiş" yazılı. Bunu çok önemsiyorum...
"Evet önce sekreterlikle başladım. Şirketin günlük harcamalarının tutulduğu bir küçük kasadan sorumluydum. O kasadan başlayıp şu an koskoca bir şirketi yönetir duruma geldim. Bunu çok önemsiyorum çünkü hiçbir iş değersiz değildir. Her emeğin karşılığı vardır. O sekreterlik döneminde telefonda konuştuğum müşterilerimin seslerini hala hemen tanıyorum mesela. İnanamıyorlar nasıl hatırladığıma. O dönemin şuan ki yöneticiliğime katkısı çok. Tekrar söyleyeyim yapılan her iş kıymetli, en ufak bir emeğinizin dahi ilerideki iş hayatında size katkısı çok büyük olabilir. Yeter ki sebatla, inanarak, pes etmeden yapılsın."
Okullara gidip konuşmalar yaptığınızı biliyorum. Öğrencilere özellikle de kız öğrencilere verdiğiniz tavsiyelerden biri de bu herhalde..
"Evet ben öğrencilerle sohbet etmeyi seviyorum, okullara konuşmacı olarak da sık sık gidiyorum. Hep söylediğim şey ‘Girin çalışın, okurken de çalışıyor olun. Kasiyerlik olsun, garsonluk olsun. İş hayatına adım atmak için okulun bitmesini beklemeyin’ Genç kızlara da özellikle hayal kurmaktan vazgeçmemelerini öğütlüyorum. Ben hala her gün yeni bir hayal ile uyanıyorum ve insanın bir amacı, bir hayali olduğu sürece hayatın ona bunları gerçekleştirmesi için fırsatlar sunacağını biliyorum. Her hayaliniz gerçekleşmeyebilir ama en azından yarısı siz istediğiniz sürece, inatla hayal etmeye devam ettiğiniz sürece gerçekleşecektir."
İnat ve sabır gerekiyor sanırım en çok..
"Kendimden örnek vereyim. Senelerdir biz burada çok sıkıştık, araziye ihtiyacımız var, olmuyor. Yani arazilerimiz de problemli, bir satış var. Ben 10 sene oranın hayalini kurdum, her gittiğimde gözlerimi kapattım ve orada işte kendime fabrikalar çizdim, imgeledim. 10 sene sonunda oldu. Bugünden yarına olmuyor hiçbir şey. Vazgeçmeme, sabretmek gerek. Ve yaş aldıkça şunu öğreniyorsunuz: Olmuyorsa da bir sebebi var. Çok tutunmadan ama istemeye devam ederek ilerlemek lazım."
Kadınlar biraz daha duygusallar, vazgeçmeye, pes etmeye daha mı müsaitler. Bana biraz öyle geliyor. Sizce? Bu algıyı kırmak için ne yapmak lazım?
"Aslında böyle bakmamak lazım çünkü kadınlar gerçekten çok yetenekli, güçlü ve pek çok erkeğin yapamadığı şeyi biz aynı anda yapabiliyoruz. Yani bir taraftan gözünün ucuyla televizyon seyretmeye devam edip, bir taraftan yemeğini yapmaya devam edip, bir taraftan oğlumun ödevine müdahale edebiliyor bir kadın. Bu hiçbir erkekte yok. Benim şu ana kadar karşılaştığım. Çünkü onlar odaklanmayı seviyorlar, tek bir şeye odaklanıp ilerlemeyi seviyorlar. Burada iki taraf da kötü değil. Yani ben mesela hep kadın erkek ilişkilerini ve şeyleri şöyle düşünüyorum. Ve bunu 27 senedir babamla çalıştığım için çok da net gördüm. Erkekler çok mühendislik ve Matematiksel olarak bakıyorlar. İki iki daha dört."
Çok daha analitikler...
"Evet dört ama bazen hayatta iki iki daha dört olmayabiliyor. Biz kadınlar daha geniş ve esnek bir bakış açısına sahibiz. Mesela kağıt üzerinde çok kar getirecek bir iş var. Ben hissiyat olarak diyorum ki ‘Çocuklar bu işi yapmayalım içime sinmeyen bir şey var’ ve genelde de haklı çıkıyorum. Biz kadınların hissiyatımız da daha kuvvetli. Ben kafamda bir projeyi sürdürebiliyor isem, devamı geliyorsa başlarım. Erkekler ise kâr amaçlı bir proje söz konusu olduğunda bunu göz ardı edebiliyorlar. Ama meseleye kadın ve erkek olarak bakmamak, bir bütün olarak algılamak önemli. İş hayatında da özel hayatta kadının da erkeğinde kendine has farklı özellikleri var. Onları harmanlamak mühim. Kadınların çok iyi yaptığı, çok yetenekli olduğu taraflar var. Erkeklerin çok iyi yaptığı, çok güzel götürdüğü yerler var. Bence ikisinin birlikteliği çok kıymetli ve çok değerli. Benim böyle kadın aktivist olarak değerlendirdikleri için feminist olarak da değerlendirebiliyorlar. Kesinlikle feminist değilim."
Özür dileyerek araya giriyorum. Ben feminizmin yanlış anlaşılan bir kavram olduğu görüşündeyim. Bir üstünlük içermiyor feminizm, eşitlikten bahsediyor aslında.
"Evet ben feminist değilim hatta feminizm karşıtıyım eğer üstünlükten bahsedilecekse. Çünkü dediğim gibi bu bir uyum meselesi. İki tarafın da kendi içinde birinin yapamadığını diğerinin yapabildiği taraflar var. Onları ön plana çıkartmak gerek. Yani burada bir taraf daha iyi, daha kuvvetli, daha güçlü. Bir taraf daha naif, daha ezik demek mümkün değil. Ben mesela yönetiminde kadın olan firmaların, şirketlerin çok daha farklı bakış açılarına sahip olabileceğine ve daha iyi yönetildiğine inanıyorum. Buna yönelik makalelerde son yıllarda çok aktif bir şekilde çıkmaya başladı. Günün sonunda bu kolay bir yolculuk değil ama yine buradan şu mesajı vermek isterim: Ne yaparsanız yapın, o işi aşkla yapın. Ben işimi gerçekten aşkla yapıyorum. Keyifle yapıyorum. Bu tutku ve enerji olduğu sürece başarı da gelecektir, gelir."
Eril bir sektördesiniz. İlla ki başınıza enteresan şeyler gelmiştir. Yadırganmışsınızdır bir kadın olarak...
"Tabii ki. ‘Gülçin Bey, Gülçin Beyler’ lafını çok duydum. Mesela ben 18 yaşında girdim iş hayatına. Bu fabrikayı yaptığımız zaman da 20'li yaşlarımdaydım ve sağ olsun babam da buranın inşaatından itibaren bana teslim etti. Bu da çok büyük bir güven ve çok büyük bir öngörü. Ben şu an 20 yaşında oğluma fabrika inşaatını teslim eder miydim bilemiyorum mesela. Bu büyük bir sorumluluk , belki de o yaşta bunun bana emanet edilmesi beni bu noktaya getirmiştir. 20’lerimdeyken Tire’de iki sene kaldım. Fabrika inşaatında birebir bulundum. Şimdi çok kadın çalışan var bünyemizde ama o zaman hiç yoktu. Tire Organize Sanayi Bölgesi biraz kırsal bölüme giriyor. Çok da fazla fabrika işçisi var. 24 saat çalışıyoruz, 3 vardiya. Tamamen erkek. Küçüksünüz, 20'li yaşlardasınız. Ben bir de genetik olarak biraz daha küçük gösteriyorum. Sizi kimse kale almıyor. Ne çalışanınız, ne müşteriniz, ne tedarikçiniz ne de kamyon şoförleri."
"Ne yapıyorsun kızım burada?" gibi bir durum olmuştur...
"Evet aynen öyle. Çok hikayelerim var. Bir gün mesela pazar gecesi bir yükleme yapılıyor. Soğuk bir ocak ayı. Saat gece 2.00. Ben bir taraftan yüklenen treni takip ediyorum, bir taraftan da bir kamyon şoförüyle kavga ediyorum. Çünkü ‘geleceğim’ diyor ama gelmiyor. O gün sabahtan itibaren ‘abla lastiğim' patladı, yok abla öyle oldu, yok böyle oldu, beni oyalıyor ama ‘gelmeyeceğim’ dese müşterime başka bir açıklama yapacağım. O da yok. Neyse biz sürekli kavga halindeyiz. Sonra o şoför sormuş ‘kim bu kız?’ diye. Demişler ki "Fabrikanın sahibi". İnanmamış yanıma geldi. Sordu. ‘evet benim’ dedim. ‘Tüküreyim ben böyle malın mülkün, paranın içine. Saat olmuş gece 22.00, hava buz gibi. Pazar günü. Burada olacaksa ne anlamı var’ dedi. "Sen evli misin?" diye sordu."
Konunun buraya geleceğini tahmin etmiştim...
"Yok değilim dedim. "Yani ben olsam ben de almam seni" dedi. "Yani bir kadın sinirli, Pazar akşamı fabrikada telefonda kavga halinde, eve gidecek yorgun argın, e kocası da gelecek yorgun. Bu nasıl evlilik? Ben böyle evlenmek istemem" dedi. Ertesi sabah babamı arayıp "Baba beni artık kamyon şoförleri bile almıyor aklında olsun evde kaldım" dedim. Güldük. O da "olsun kızım ben de senin turşunu kurarım artık" dedi. Böyle trajikomik şeyler de yaşadım tabii. Bana Gülçin Bey diye hitap eden müşterim de benim kadın olacağımı düşünemiyor. Ya da bu işi yapıyorsanız onun kafasında ‘kadın’ değilsiniz. Bey’siniz. Zamanla alıştılar tabii. Şu an birçok kadın çalışanın yer aldığı bir yer burası. Sektörde o kadar ‘eril’ değil."
Sizinle alakalı çok sevdiğim bir detay da sürdürülebilirlik ve geri dönüşüm için verdiğiniz mücadele. Siz plastiğin birçok maddeden daha çevreye karşı duyarlı tüketilebileceğini anlatmaya çalışıyorsunuz. Bu ironi enteresan geliyor bana çünkü bizler ‘plastik çevreye zararlıdır’ önyargısıyla büyüdük biraz da. Geri dönüşüm kültürü memleketimizde ne durumda?
"Şöyle söyleyeyim, daha yiyecek çok fırın ekmeğimiz var, orası kesin. Ancak plastik ve sürdürülebilirliği ben ironik bulmuyorum. Çünkü plastik evet doğayı kirletiyor ama onun nasıl kullanıldığı önemli olan. Yani insan bu ürünleri doğru geri dönüştürebilirse plastik aslında karbon ayak izi en düşük ürün. Üstelik geri dönüştürülen plastiğin karbon ayak izi ondan da düşük. Burada amacım alternatif ürünlerle kıyaslamak değil ama plastik bardağa ya da pipete karşı olup da ‘kağıt pipet’ tercih edenlere şunu sorabiliriz: O pipet sadece kağıttan mı imal ediliyor? Mümkün değil. Dayanıklılığı, sıvıyı taşıyabilmesi için eklenen birçok madde var. Yani bakıldığında karbon ayak izi plastikten çok daha fazla. Bu meseleyle alakalı yazılarımı Linkedln üzerinden çokça paylaşıyorum. Hatta en son yazımın başlığı "Donald Trump ile aynı fikirde olabilir miyim?" idi. Normalde mümkün değil ama plastik pipet kullanımı konusunda katılıyorum. Bir de asıl mesele sürdürülebilirlik ise esas soru şu olmalı: pipet kullanmak zorunda mıyız? Pipete ihtiyacımız var mı?"
Ben de onu söyleyecektim herhalde. Gerek yok.
"Evet zorunda değiliz. Aslına bakarsanız bir şeyi tüketmeden önce, onu satın almadan önce kendimize şu soruyu sorsak, ‘Benim buna gerçekten ihtiyacım var mı?’ desek sürdürülebilirlik adına büyük bir adım atmış olacağız. Ben son 10 senedir bunu kendime soruyorum. Şu an tabii ki istediğim noktada değilim. Farkında olmadan gereksiz şeyler alıyorum hala ama kendimi olabildiğince frenlemeye gayret ediyorum. Bir pandemi yaşadık mesela ve orada gördük ki o ihtiyacımız olduğunu sandığımız birçok şey gereksizmiş. Doğa kendine geldi o dönemde..."
Evet, gezegen ve tabiat ana detoks yaptı...
"Evet ve bu çok kıymetli. Mesela Yeşil Mutabakat var son dönemde. Bilenler, takip edenler biliyorlardır. Bu anlamda kurulan şirketlerin de büyük çoğunluğu kadın girişimciler. Kadın girişimciler bu konuda çok daha fazla yatırım yapıyorlar, daha öngörüye sahipler."
Kadınlar yine bir başka kadını doğa anayı destekliyorlar yani. Çok kadınsı, çok dişil, anaç ve sevdiğim bir bakış açısı bu...
"Evet öyle. Bizim yaradılışımızda zaten anaçlık var. Bir ister istemez böyle bakıyoruz meselelere. Şefkat üzerine, devam edebilmesi, büyüyebilmesi üzerine. Dünyanın devam edebilmesi, kendini iyileştirmesinde de kadınlar bu yüzden ön planda olacak."
Günü kapatırken bizi izleyen, okuyan kadınlara son bir tavsiyenizi istesem...
"Kendilerini dinlesinler. Bu güç hepsinde var. Birazcık dışarıya kulaklarını kapatsınlar, hayal kursunlar, hayal kurmaya devam etsinler. Ve rol modelleri bulsunlar. Ben bunu çok önemsiyorum. ‘O yapabildiyse ben de yapabilirim’ diyecekleri kadınları takip etsinler. Ben öyle yaptım sonra bir baktım zaman içerisinde onlarla arkadaş olmuşum."
Siz de bence çok önemli bir rol modelsiniz...
"Şu an herkese elimi uzatmak, herkese destek olmaya çalışıyorum. Tek bir şartla diyorum ki ‘Ben bunu sana yapıyorum. Yarın sen de başkasına, başkasına yapacaksın'. Amaç o döngüyü başlatmak, yardım ederken de sürdürülebilir olmak. Sürdürülebilir iyilik etmek. "
Umarım önümüzdeki 8 Mart bu "sürdürülebilir iyilik hareketi"ne dair daha uzun ve güzel şeyler konuşabiliriz sizinle...
"Ben inanıyorum, hiç olumsuz değilim, hiç negatif değilim yani. Evet, bizi olumsuzluğa sevk eden çok fazla olay yaşıyoruz dünyada. Ülkemizde her gün moralimizi bozacak şeylerle karşılaşıyoruz. Ama kendimize ve yaptığımız işe odaklanalım. Dediğim gibi her şeyi aşkla yapalım ve pozitif kapatalım."