Teknoloji her geçen gün hayatımızı daha da kolaylaştırıyor. Bilgiye ulaşmak saniyeler sürüyor, sağlık hizmetleri gelişiyor, eğitim fırsatları artıyor. Ancak tüm bu ilerlemeler, herkes için aynı fırsatları sunuyor mu? Ne yazık ki, teknoloji ilerledikçe toplumsal eşitsizlikler de daha belirgin hale geliyor. Dijital çağın sunduğu imkanlar, herkes için eşit erişilebilir değil.
En temel örneklerden biri, dijital uçurum. Gelişmiş ülkelerde insanlar yüksek hızlı internete, son model cihazlara ve en güncel yazılımlara erişebilirken, dünyanın birçok yerinde hala temel internet bağlantısına bile ulaşamayan milyonlarca insan var. Birçok öğrenci, çevrimiçi eğitime erişemediği için eğitimden geri kalıyor. Bilgisayar ya da internet erişimi olmayan bir çocuk, dijital çağın gerisinde kalmaya mahkum ediliyor. Bu durum, sadece bireysel değil, toplumlar arasındaki gelişmişlik farkını da artırıyor.
Benzer bir eşitsizlik iş dünyasında da görülüyor. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte bazı meslekler tamamen yok olurken, yeni nesil teknoloji tabanlı işler ön plana çıkıyor. Ancak herkesin bu yeni mesleklere adapte olması kolay değil. Dijital becerilere sahip olmayanlar iş bulmakta zorlanırken, teknolojiye hakim olanlar avantaj sağlıyor. Sonuç olarak, ekonomik eşitsizlik daha da derinleşiyor.
Bunun bir diğer yansıması da sağlık alanında. Yapay zeka destekli tıbbi teşhisler, robotik cerrahi gibi gelişmeler sağlık hizmetlerini daha etkili hale getirse de, bu hizmetlere erişim herkes için aynı değil. Gelir seviyesi düşük insanlar, bu gelişmiş tıbbi imkanlardan yararlanamazken, maddi durumu iyi olanlar en yeni sağlık teknolojilerinden faydalanabiliyor. Yani, sağlık hizmetlerinde de teknoloji bir ayrıcalık haline geliyor.
Teknolojinin toplumsal eşitsizlikleri artıran bir başka yönü de veri ve mahremiyet konusundaki dengesizlikler. Büyük şirketler, kişisel verileri toplayarak pazarlama stratejilerini belirliyor, ancak bu verilerin nasıl kullanıldığı konusunda çoğu insan bilgi sahibi değil. Üstelik dijital dünyada güvende kalmak için siber güvenlik yazılımlarına, güçlü şifrelere ve dijital okuryazarlığa sahip olmak gerekiyor. Ancak herkesin bu konularda bilinçlenme ve gerekli araçlara sahip olma şansı aynı değil.
Peki, bu eşitsizlikleri nasıl azaltabiliriz? Öncelikle, dijital erişimi bir lüks değil, temel bir hak olarak görmeliyiz. Eğitimde, iş dünyasında ve günlük hayatta teknolojik fırsatların herkes için erişilebilir olması için adımlar atılmalı. Devletler, sivil toplum kuruluşları ve teknoloji şirketleri, bu uçurumu kapatmak için ortak çözümler üretmeli. Daha adil bir dijital dünya yaratmak için, sadece yeni teknolojiler üretmek yetmez; bu teknolojilerin herkese eşit şekilde ulaşmasını da sağlamak gerekir.
Teknoloji, insan hayatını kolaylaştıran bir araç olmalı; toplumsal sınıflar arasında daha derin duvarlar ören bir unsur değil. Ancak bunu sağlamak için, bilinçli ve adil bir teknoloji politikası şart. Aksi takdirde, dijital çağda fırsatlar değil, eşitsizlikler büyümeye devam edecek.